“Bütün insanlar özgür; Onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar” Birleşmiş Milletler Genel Kurulu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi.

İnsanlar yaşamış oldukları devletleri içinde demokrasinin tam anlamıyla uygulanması yönünde hep istekli olmuşlardır. Dil, din, ırk kavramlarında tüm insanlar eşit ve aynı yaşam hakkına sahip olmasına rağmen, ekonomik ve sosyal hakların dünya üzerindeki eşitliğini yaşayamıyoruz. Halklar liderlerinden can güvenliği, ekonomik, sosyal başarı isterlerken, günümüz dünyasında idari sorumluların görevlerini ifa etmede yetersizlikleri sonucu biz insanoğlunun bu talepleri kör kuyunun içine atılmış durumda.

Problemlerin sonlandırılması; İnsanlık alemine eş değerde saygı duyan liderlerin yönetim başarıları, bilgi, deneyim gücüyle var olabilecektir. Kimi liderler vatanını gelecek nesillere uygar bir ilkeyle hak, hukuk, adalet yolundan ayrılmadan devretme yolundayken; Bazı devlet liderleri de başarısız ve ilkesizlikleri neticesi milletlerinin geleceğini sorumsuzca töhmet altında bırakmaya devam etmekte.

Amerikanın Irak, Afganistan, Japonya, Vietnam, Guatemalada yaptığı insanı insanlığından utandıran katliam niteliğindeki savaş teknikleri; Almanların Yahudilere uygulamış olduğu soykırım; Sırpların Boşnaklara, çinin Doğu Türkistan da Uygurlara uygulamış olduğu asimilasyon çalışmalarına; İsrailin Filistin halkına 63 yıldır bilerek ve isteyerek sürdürdüğü zulüm ve eziyetleri eklendi.

Çocukluğumuzdan bu yana hep İsrail Filistini bombaladı. Şu kadar çocuk öldü. Şu kadar kadın öldü. Sonu gelmeyen mazlum insan ölümleriyle beynimiz doldu taşmak üzere. Bir İsrailli ölünce yüz hatta bin Filistinli öldürüldü.

Dünyanın kanını donduracak vahşetlere sebep olan İsrail yönetimi, biçare Filistin halkının evlerini bombardımana tutarak yeni kimyasal silahları, teknolojileri hakkında dünyaya mesaj vermeye devam etmekte. Kimseye sormadan muhatap dahi tanımadan her istediklerini yapabilmekte. Filistin halkı için; Dünya basınına en aşağılayıcı demeçleri kendi üsluplarınca vermekten de sakınmadan. Şimdi kendisine büyük güç denilen Amerikaya bakıyoruz Filistinin yarasını sardı mı! Filistinin topraklarını geri alabildi mi! yoksa akmasını mı istiyor. Yada kalıcı, teminatı olan bir çözüm stratejisi var mı! Maalesef oda yok.

Dünya üzerinde egemenlik ihlallerinde yapılan kurgulamaların bir kaçına bölge bazında baktığımızda ise sonuç vahim. Halkların birbirine düşman edilerek, hesapların yapıldığına tarih önünde tanıklık yapmaktayız. 1916 yılında Lawrencein kullanılarak Araplara yalan bilgi ve belgenin verilmesi üzerine Osmanlı askerine tarifsiz işkencelerin yapılmasına; 1917 yılında da Balfour ve ekibi; Filistinlileri Osmanlıdan ayırmanın yollarını bir şekilde çok iyi başarmışlar. Filistin; Balfour deklarasyonuna atmış olduğu bir imzadan dolayı, halkının hayatını hem kör, hem topal, kollarını ise işlevinden mahrum etmiş konumda.
Ne acıdır ki bu çark aynı sistem içinde dönmekte. Dünya o zamandan bu zamana kadar hak hukuk çiğneyen adaleti tanımayan acımazlıklara aynen film seyreder gibi bakmakta. Bir tarafta insan öldürdüğü için mutluluktan dans edenler, diğer tarafta hayatları yok edilen çocuklar, hamile kadınlar, yaşlılar. Biçare mazlum insanlar.

Toprağının büyük bölümü, elinden alınıp oyuna getirilen bu milletin kalkınması inançlarının kültürünün yeniden kendisine teslim edilmesi; Dünya devletlerinin, milletlerinin imkanlarını zorlayarak bu sorunu barışla neticelendirmeleri artık insanlık görevi olmalıdır.

Can yakmak insanlara ve doğaya zulüm etmek hiçbir dinin felsefesinde yoktur. Hedef ülkelerin topraklarını büyütmek değil tek amaç insana sevgi ve saygı duyarak demokrasiyi insanla bütünleştirmek olmalıdır. Filistin halkının, yaşamsal haklarını kazanması için hukuken mücadele etmeye dünya devletleri zaman ayırmalıdır.

İsrail liderini bulmalı Firavunun Hz. Musaya yaşatmış olduğu yetimliği, yoksulluğu, çileyi Filistin halkına yaşatmaktan vazgeçerek kanlı baskınlarla insan ölümleriyle dünya lideri olamayacağını bilmelidir. HZ. Musanın asasındaki gücün tüm dünyaya barış getirmesi barış rüzgarlarıyla tüm dünyayı sarması hayal olmamalıdır. Aynı Allaha ibadet eden insanlık alemi barışı da kutsallaştırmalıdır. Gün kan akıtma insanlığı yok etme günü değil, gün dünya milletlerinin kardeşçe tüm canlılarıyla bir arada yaşamaya sevdayla bağlanma günü olmalıdır.

SU.

“Hayatımın sonuna kadar bir savaş fotoğrafçısı olarak işsiz kalmak istiyorum”
Robert Capa (Savaş Fotoğrafçısı-Yahudi)