Canlı ya da cansız, somut ya da soyut isim verdiğimiz her şeyin bir anlamı bir açıklaması var. Son zamanlarda dikkatimi yoğunlaştırdığım şey insanların ‘mutsuzluk’ diye adlandırdığı yaşam örgüsü… Ve buna örnek olarak sıralanan bir dolu cümle. İnsanlar yalnız dertlerini saymaktan hoşlanıyor. Konunun özü insanın kendine kulak vermemesi ve bireysel kimliklerinden çok etrafındaki insanların onlar için tasarladığı kimliği benimsemeleri.          

Ben kimim? ?       
     
Biriyle sohbet etmeye başladığım zaman ilgi alanlarıyla ilgili fikir edinmek isterim. Bu sohbetin akışına genel itibariyle yansır. Üç aşağı beş yukarı kişinin hayat şekli hakkında fikir oluşur. Dikkatimi çeken bir husus insanlar kendi hayatlarından çok başkalarının yaşam şekliyle mutlu olup, onların yaptıklarına yakın türde bir çizgi oluşturmaya çalışıyorlar. Bazı zamanlarda bunun adının kıskançlık olduğunu düşünüyorum  . Bi de başka mahallelerde kendi evini aramaya benzetiyorum. Tanımadığın sokaklar, bilmediğin insanlar ama yine de yüksek bir çaba. İnsan sosyalleşme adına neden kendinden ödün verir ? Neden sosyal ortamlar kadar kendi ile ilgilenmez? Kişinin giyim şekli, kullandığı kelimeler, seçtiği meslek, satın aldığı araba ve daha bir çoğu kişinin kendi standartları ve kendi ölçüsüyle ilgili olmalı. İşte mutsuzluk diye dile getirilen şey farklı hayatları kendi hayatımıza uyarlama çabası. Vücudumuzdaki hormonlar bile gönül rahatlığımızdan emin olmamızı istiyor ve gerçekten mutlu musun? sorusunu sorgulayarak düzenli çalışıyor.          

Mutlu nasıl olunur?    

Her konuda olduğu gibi bu sorunun cevabı da herkese göre farklılık gösterir. Kimisi yağmurla mutlu olur, kimisi güneşi gördüğünde. Bazen çimlere uzanıp uçsuz bucaksız gökyüzündeki bulutları izlerken. Cevabın bana göre olan kısmı şu an içinde bulunduğum zaman akışında… Uzun bir yolculuk yapmak ve yazıyor olabilmekle mutluyum. Bir yandan radyo dinlemek ve kahvemi yudumlamak da cabası.