Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Akhisar İlçe Teşkilatı, Eğitim ve Hukuk Komisyonu tarafından düzenlenen ortak basın açıklamasında, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı iş birliğiyle uygulanan "Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)" projesine tepki gösterdi. Açıklamada, proje kapsamında okullarda dinsel etkileme ve tarikat, cemaat varlığına karşı çıkıldığı belirtildi. CHP, velileri ve öğretmenleri, çocukların eğitim haklarını korumak ve laik eğitim sistemini desteklemek için harekete geçmeye çağırdı.

Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) Akhisar İlçe Teşkilatından okullarda uygulanan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)” projesi üzerine açıklama yapıldı.

T.C. Milli Eğitim Bakanlığı, T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı ile T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığının iş birliğinde uygulanan ÇEDES projesi üzerine CHP Akhisar İlçe Teşkilatı Eğitim ve Hukuk Komisyonu ortak basın açıklaması düzenledi.

05 Ocak 2024 Cuma günü saat 15.00’te Tahir Ün Caddesi Öğretmenevi önünde Ali İlhan ve Mustafa Bulgurcu basına ve kamuoyuna yönelik açıklamayı okudular.

Açıklamaya katılanlar arasında CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Akhisar Belediye Başkanı Besim Dutlulu, CHP Akhisar İlçe Teşkilat Başkanı Hayriye Hacet ve yönetimi ile çok sayıda vatandaş yer aldı.

İlhan ve Bulgurcu’nun okuduğu açıklamada şu ifadeler yer aldı;

“OKULLARIMIZDA TARİKAT VE CEMAAT İSTEMİYORUZ

2015 yılına kadar ‘Mübarek Hocamız’, ‘Hizmet Hareketi’ ‘Onlardan bu ülkeye zarar gelmez’ dedikleri ve tüm devlet kurumlarında, etkin bir şekilde söz sahibi yaptıkları FETÖ TÖERÖR ÖRGÜTÜ konusunda ne kadar yanıldıklarını unutan AK Parti Hükümeti, şimdi de çok değişik tarikat ve cemaatler ile işbirliği içindedir. 

Ne yazık ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün resmini üniformasına takmayı reddeden ve takmayan teğmenler yetişiyor şimdi. Düşünebiliyor musunuz? Atatürk’ün ordusunda Atatürk’ü reddeden teğmenler yetiştiriliyor. Yani hükümet aynı yanlışa devam ediyor.

Ne yazık ki okullarımızda pedagoji eğitimi almamış insanlar, öğrencilerimiz ile baş başa kalmakta ve öğrencilerimizi dinsel anlamda ve kıyafetleriyle rol model olarak etkilemeye çalışmaktadır. Okullarda rehber öğretmenler ve diğer öğretmen arkadaşlarımız varken, öğretmenlikle uzaktan yakından ilgisi olmayan vaiz ve vaizeler çocuklarımızı etkilemeye çalışmaktadırlar. Ayrıca bu uygulama tüm öğretmen arkadaşlarımıza ‘Siz eğitim ve öğretim işini yapamıyorsunuz.’ demeye gelmektedir.

Eğitimdeki bu fiili işgale karşı tüm velilerimizi okullarına dilekçe vererek, öğrencilerinin herhangi bir protokol veya izin adı altında, veli izni alınmadan bu uygulama kapsamında bir bir faaliyete katılmasını kabul etmediklerini, eğer fiili olarak böyle bir durum yaratılırsa ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirtmelerini öneriyoruz.

Velilerimiz ve öğretmenlerimiz yaşadıkları bu olumsuzlukları bizimle, partimizle, CHP EĞİTİM KOMİSYONU ile paylaşabilirler. Biz Cumhuriyet Halk Partisi Eğitim Komisyonu, CHP Hukuk Komisyonu ve tüm Cumhuriyet Halk Partililer olarak eğitimdeki karanlığa karşı her zaman direneceğiz. Mücadelemizi büyüteceğiz.

Tüm siyasi partileri, sendikaları, meslek odalarını, tüm demokratik kitle örgütlerini, velilerimizi bugünümüze ve yarınımıza sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Gelin hep birlikte Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, devrimlerine, emanetlerine ve Cumhuriyetimize sonsuza kadar sahip çıkalım. Hep birlikte mücadelemizi büyütmeye sahip çıkalım. Okullarımızı ve çocuklarımızı tarikat ve cemaatlere bırakmayalım.

İlelebet Gazi Mustafa Kemal Atatürk! 

İlelebet Cumhuriyet! 

Türkiye Cumhuriyeti, Anayasa'nın değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek nitelikte olan 2. maddesinde yer alan düzenlemeye göre demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Milli Eğitim Bakanı'nın TBMM'de yaptığı tarikatlar ve cemaatler ile iş birliklerinin devam edeceğine yönelik açıklamaları devletin laik ve demokratik niteliğine açıkça aykırıdır ve Anayasa'nın ihlal edildiğinin kabul edilmesidir.

Sayın Bakan'ın konuşmasında, net bir şekilde ifade edilen tarikat ve cemaatlerle iş birliği yapma kararlılığı; laik ve bilimsel eğitim sistemine karşı bir politikayı ve saldırıyı açıkça ortaya koymaktadır.

Hatırlatırız ki 13 Kasım 1925 tarihli ve 677 sayılı devrim kanunu ile tarikatlar, tekke ve zaviyeler kapatılmıştır.

Tarikat ve cemaatler asla bir sivil toplum örgütü olmadıkları gibi hukuk ve yasa dışı yapılardır ve ivedilikle kapatılmalıdır. Zira tarikatların kapatılması bir gecede alınmış bir karar ile çıkarılmış bir kanunun sonucu değil, tarihsel süreçte yaşanmış çokça isyan, ihanet ve acının sonucunda varılmış bir devlet aklının eseridir.

Tarikat ve cemaatlerin, hukuken muvazaalı olarak dernek ve vakıf örtüsü aItında eğitimdeki etkinlikleri, ideolojik sapmalara yol açarak toplumsal yozlaşmaya neden olmakta ve iç barışımızı tehdit etmektedir.

-238 Okul, Bilal Erdoğan ile çok sayıdaki yandaşın yönetiminde yer aldığı TÜGVA’ya tahsis edilmiştir. TÜGVA, devlet okullarında yaz boyunca dini ‘eğitimler’ düzenleme hakkına kavuşmuştur.

-ÇEDES protokolü hukuksuzdur. Çünkü Anayasa ile de Milli Eğitim Temel Kanunu ile de çelişmektedir.

-Anayasa'nın 2. Maddesi "Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Hükmüne amirdir.

ÇEDES hem bir kanunla belirlenen bir uygulama olmadığı hem de laik ve bilimsel eğitimle tezat olduğu için bu kesin hükümle çelişmektedir.

Yine Anayasanın 128. Maddesi'ndeki ‘Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür’ hükmü, bir alandaki kamu hizmetinin o alandaki kamu idaresi ve memurlarınca görülebileceğinin altını çizmektedir.

Milli Eğitim Temel Kanununda ise ‘Eğitim ve öğretim hizmetinin, bu kanun hükümlerine göre Devlet adına yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur. Sorumluluğun açıkça kamu eliyle bakanlık tarafından yürütüleceğini vurgular.

Bahsi geçen proje bu kanunlara açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

-Ayrıca protokolün işleyişi de yeni hukuksuzluklara zemin hazırlayacak türdendir.

Örneğin öğrencilerin ders sırasında sınıftan çıkarılması ya da almak zorunda oldukları bir ders yerine ders saatinde bu uygulamaya maruz kalmaları, Anayasal güvence altındaki eğitim hakkının gaspı anlamı taşıyacaktır.

Bu protokolün ‘ambalajı’ da usulsüzdür. ‘Gönüllülük’ esasına dayandığı söylense de kamu otoritesinin bir dayatmasıdır.

*CEDES protokolü tehlikelidir: Çünkü her şeyden önce ilkokulları da kapsamına alan bu projede, pedagojiden bihaber, çocuklara nasıl yaklaşılacağının eğitimini bilimsel olarak almamış yetişkinler, çocukların en güvenli hissettikleri alan olması gereken okullara sokulmaktadır.

Özellikle soyut düşünce çağına girmemiş, henüz sayıları bile boncuklarla tane tane öğretebildiğimiz küçük çocuklar için ‘cennet-cehennem’ gibi soyut kavramlara maruz kalmak, travmatik etkileri beraberinde getirebilmektedir.

Yine bu okullarda farklı dini inanışa mensup yurttaşlarımızın çocukları, kendilerini tehlike altında hissetme riski de bulunmaktadır.

Okullarımızda danışmanlık hizmetini yapmak görevli rehber öğretmenlerin sorumluluğundadır. Din eğitimi ise Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi alanında uzman öğretmenler tarafından zaten verilmektedir. Okulların ‘manevi danışmana’ değil, öğretmene ihtiyacı vardır.

Bu açıklamalar ışığında sayın veliler;

Çocuklarımızın eğitim adı altında manen ve fiziken güvencede hissetmeyecekleri hiçbir uygulamayı kabul etmek zorunda değilsiniz. Çocuklarınızın büyüyüp birer yetişkin olduğunda, kendilerine dayatılan hukuksuzlukları ve mantıksızlıkları bilinçli birer yurttaş olarak reddetmelerini istiyorsanız, bu duruşu sizden öğrenmelerini sağlayabilirsiniz. Onların geleceği için bu uygulamayı reddedin!

ÇEDES Projesi, iktidarın eğitim sistemini siyasal ideolojik çizgisi ve ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirme hedefinin son örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Böylesi bir uygulama hem çocukların sağlıklı gelişiminin hem de eğitim sisteminde eşit, özgür ve bilimsel düşüncenin ilerlemesinin önünde en büyük engeldir.

Editör: Mustafa Özdemir