SUÇ KİMDE

Abone Ol


        Aile içi olaylar her geçen gün freni patlamış araç gibi, son sürat artmakta. Kanunlarımızın bazen yetersizliği, bazen yargı ve sorgu makamlarının haddinden fazla iş güçü yoğunluğundan dolayı, araştırmalarını sınırlı bir zaman dilimine sığdırarak, davaları karara bağlaması, Vatandaşlarımız mağdur etmektedir.
Olaya maruz kalanın da, olayı gerçekleştiren tarafın da zarar gördüğü, Televizyon ve  Gazete haberlerinin en başında yer almaktadır.
        Hal böyle iken, İki şahit ve karşılıklı duyulan, sevgi ve saygı çercevesinde başlayan evlilik, artık sevgi ve saygının bittiği, hayatın her iki insan  için de yaşanılmaz hal aldığı sebep gösterilerek dava aşamasına gelmişse artık;yapılacak pek bir şey kalmamıştır. Uzayan davalar, kalmayan sevgi-saygının yerine kin ve nefret hotumlarını ekmektedir.
        Ön inceleme sonunda verilen, Velayet ve nafaka istemine yönelik ara kararlar, bu kin ve nefret hotumlarına taşınan su olup çıkmakta. Velayeti elinden alınan taraf, karşılıklı sevgi ve saygı kalmadığı için, kurduğu evlilik bağından kurtulmak istemektedir. Kendi kanından-canından olan evlatlarına, bir anda yeddi yabancı edilmesi, yasaklanması, ne kadar insani ve vicdanidir, bunu akıl alır gibi değil. Toplum nezdinde bu kararların nasıl yankı bulduğuna dair bir Kamu Oyu yoklaması yapılsa şayet, eşlere mahsus ayrılıklarda, çocukların ayrıştırılması ile, suç mekanizmalarının önlerine atılmış oldukları gerçeği yürekleri burkacaktır.
       -Okul da aile birliği toplantılarına, Anne-Baba katılımı istendiğinde, boyunların büküldüğünü gören öğretmenlerin çaresizliği,
       -Çarşı-pazarında ele ele tutuşmuş eşlerin refakatin de ki yaşıtlarını gören küçüğün iç dünyasında ki kopan fırtınaların, paylaştığı ebeveynlerinde ki psikolojik buhranlar.
       -Sosyal aktivilere parçalanmış aile çocuklarının katılmamak için mazeret ürettiği ve kendisine olan öz güven duygusunu yitirdiği. Zamanla toplumdan kopmuş yada toplumun başına sorun olmuş bireyler olarak karşımıza çıkmaları gizlenemez, göz ardı edilemez gerçeklerden bazılarıdır.
        Velayeti elinden alınan ebeveyne ötekileştirilen çocuklardan: 
a-)Kız çocukları büyüdüğünde eşine, annenin yaşattığı ve yaşadığı hayat öğretileriyle dolu bir hayat dayattığı ve sonrasında mutsuz olduğundan ayrıldığı.
b-)Erkek çocukları, babasından uzak kalmanın veya annesinin suçlanması ile dolu hayat öğretileriyle evlendiği eşine, babasının yokluğunda yada annenin yokluğunda edindiği olumsuz izlenim ve bilgilerle baskıcı, ezici, aşağılayıcı bir eş olacaktır. Sonuçta mutsuzluk ve ebeveynleri gibi parçalanmış bir aile bireyi olacaklardır.
        Peki ne yapılabilir bu aşama:
Öncelikle iki şahit ile evlilik cüzdanı verilerek, hayatı-karşı cinsi tanımadan evlilik birliği kurulmamalıdır. Bununla ilgili Kanunlar çıkartılarak evlilik öncesi Psikolojik bir dizi testlere, hayatı her yönüyle, yaşayabilir olup-olmadıkları, bir birlerine uyumları ön araştırma ile tespit edilmelidir. Varlık ve yokluk günlerinde bir arada ve birlikte olmaları, zorluklara birlikte göğüs germeleri konularında eğitim verilmelidir.
        Çalışan eşe, çalışmayan eş beden gücüyle katkı ve destek olmalıdır. Sorunlu eşlerin üst ailesiyle, yani anne-babalarıyla- belirli bir süre uzak tutulmaları, üst aile bireylerine de bu konularda belirli bir eğitim verilmelidir.
        Çocuklara eğitim ve öğretim kurumların da aile ve aile düzeni konulu dersler verilmeli ve aile kavramı, kutsallığı yoğun bir şekilde dimağlarda pekiştirilmelidir.
Bunların hepsi aslında çok kolay yapılabilecek şeyler. Düzenlenecek bir kanun, hatta yönetmelikle dahi yapılabilir.
O zaman görülecektir ki: kurulan aile birliği daha sağlam zeminlere oturmuş ve boşanmalar azalmıştır
        Artık Millet olarak, elimizi taşın altına koymanın zamanı geldi de geçti bile, yuvayı yapmak zordur, yıkması ise oldukça kolay.. Parçalanmış aileler bir daha düzen kuramadıkları gibi, toplumumuzda ki değer ve itibarını da yitirmektedir..
        Yıkılan yuvaların, parçalanmış ailelerin, kadın ve töre cinayetlerinin suçu kim de?
        Boynu bükük çocuklar da mı, hayatı- kendilerini tanımadan, evliliğin kutsallığı hakkında hiç bir ön eğitimi ve bilgisi olmadan evlendirilenler de mi, yoksa kanunlarda mı suç?

Sizce suç kimde?
{ "vars": { "account": "UA-28910772-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }